Kurtlar Vadisi, 15 Ocak 2003′te Show TV’de “Bu bir mafya dizisidir.” sloganıyla başlamıştı. Senaryosunda Türkiye’nin 90′lı yıllarındaki ünlü mafya babalarının, derin devlet ilişkilerinin ve ses getiren cinayetlerin yer aldığı bir diziydi. Çok kısa sürede büyük bir izleyici kitlesine ulaştı. Özellikle, dizideki karakterlerin gerçek hayattaki karakterleri çağrıştırması ve Türkiye’de yaşanan derin işleri anlatması, bu ilginin en büyük nedeniydi. Dizideki her karakterin gerçek hayatta bir karşılığı vardı.
Dizi’nin başladığı 2003 yılından itibaren siyah ve uzun palto satışları arttı. Gençler başta olmak üzere, herkes kendisini bir mafya havasına soktu. Herkes Çakır olmak istiyordu. İlk zamanlarda öne çıkan isim Çakır karakteriydi! Hatta dizide öldüğünde, Türkiye’nin bazı il ve ilçelerinde Çakır karakteri için mevlit okutuldu! Bazı insanlar da dizinin olumsuz örnek teşkil ettiğini söyleyerek dizinin yayından kaldırılması için dava açtılar. Dizi yayınlanmaya devam etti.
Türk insanı derin devleti ve mafyayı yakından tanımaya başlamıştı. Belki de ilk defa bir dizi de bir Cumhur Başkanı oynamıştı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş. Dizi kısa zamanda tüm Türkiye’de beğenilmeye ve ilgiyle izlenmeye başladı. Kurtlar Vadisi Dizisi izleyicisi fanatikleşmeye başladı. Dizinin başladığı saatte sokaklarda kimseler kalmıyor, kahvelerde oyun masaları kapanıyor ve herkes diziyi izlemeye başlıyordu.
İnsan hayatındaki olaylar, ileriye doğru yaşanır ve geriye doğru anlaşılır. Yaşamımızı ileriye dönük olarak sürdürürüz. Yaşamımızla ilgili olayları da geriye bakarak anlarız. Yaşamımızda geçen her nokta geçmişte kalmıştır ve geçmişte kalan noktaları birleştirdiğimizde neler olduğunu anlarız.
Kurtlar Vadisi Dizisi, Türk İnsanını “Ergenekon” Soruşturmasına hazırlamak için yayınlanmış bir dizidir. Psikolojik harbin çok güzel bir örneğidir. Kurtlar Vadisi Dizisi ile birlikte “Dizideki Olaylar Gerçek” kavramı insanların kafasına yerleştirilmiştir. Zamanın olayları ve o günkü Türkiye gündemi işlenerek, insanların diziye ciddiyetle bakması sağlamıştır.
Kurtlar Vadisi Dizisi, mafyanın bittiği bir dönemi işlemiştir. Doksanlı yılların sonunda, Türkiye’de artık mafya kalmamıştır. Tüm ünlü mafya elemanları yakalanmış ya da öldürülmüştür. Kurtlar Vadisi’nin ilk parçasında bu dönem anlatılmış, dizinin ilk parçasının final bölümünde; Konsey dağıtılmış, Türkiye’deki mafya’nın kökü kazınmış, Polat Alemdar ve ekibi mahkemeye çıkarılmış “Vatan İçin, Devlet İçin” savunmasıyla serbest kalmışlardır. Ardından dizinin ikinci parçası olan Kurtlar Vadisi Pusu başlamıştır. Pusu Dizisinde, Mafyanın temizlenmesinden sonra geriye kalan; İş adamları, derin devletin “sapmış” elemanlarının temizliği başlamıştır. Sabancı Suikastı’nın anlatıldığı bir sahneyle başlayan hareketlilik, İskender Büyük’ün sahneye çıkması (Veli Küçük), gazete patronları iş adamlar ve ihtiyarlar heyeti ile devam etmiştir.
Dizi’nin son yıldaki bölümleri direk “Ergenekon” Soruşturmasıyla alakalıdır. Dizide “Ergenekon” Davasıyla ilgili imalar, göndermeler mevcuttur. İzleyenler süren bir davayla ilgili, bilinçaltlarında yönlendirmelere maruz kalmaktadırlar.
Geriye Doğru Bakıp Parçaları Birleştirdiğimizde
1-Eşref Bitlisle İlgili
Veli Küçük, 1996 yılında orduda general olarak görevliyken, Org. Eşref Bitlis’i ABD’nin öldürttüğünü Aydınlık dergisine açıklamıştı. Aydınlık’ta “Yetkili generalin açıklaması” üst başlığıyla yayınlanan açıklamada, General Veli Küçük, Aydınlık’ta belirtildiği, iki kurmay albayın da bulunduğu bir görüşmede Aydınlık muhabirinin yazılı sorularına verdiği cevapta özetle şunları belirtti:
“Org. Eşref Bitlis’in katilleri Çiller’in özel örgütü’nde. Öldürülmesi ABD’nin işi.
Org. Eşref Bitlis Özel Harpçi ABD subaylarını karargahtan attı. JUSSMAT Komutanı ve Çekiç Güç’teki subaylar Eşref Paşa’yı Washington’a iki kez şikayet ettiler.”
2- AKP’nin iktidara gelişi
21 Ekim 1996 tarihli Aydınlık dergisinin kapağında şu başlık var:
“Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor”
Leyla Tavşanoğlu’nun Doğu Perinçek’le yaptığı görüşme, Cumhuriyet, 16 Şubat 1997:
“…Tayyip Erdoğan’la Abromowitz arasında görüşmeler var. O görüşmelerin içerikleri de ortaya çıktı. Tayyip Erdoğan’a veliaht ve geleceğin başbakanı gözüyle bakılıyor. ABD kaynakları Abdullah Gül’den de geleceğin Dışişleri Bakanı olarak söz ediyorlar…”
AKP 2002′de iktidara geldi ve R.Tayyip Erdoğan 2002′de Başbakan oldu. Abdullah Gül ise yine 2002 Yılında Dış İşleri Bakanı Oldu! Haber ise 1996 yılında yayınlanmış!
3- Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan Oluşu
2002 Seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan yasaklıydı. Yasaklı olmasına ve yasak olmasına rağmen oy pusulalarında ” Başbakan Adayı” olarak gösterildi. AKP seçimi kazanır kazanmaz, Recep Tayyip Erdoğan hemen dış ülkelere ziyarete başladı! Kendisi resmi olarak Türkiye’yi temsil edememesine ve resmi olarak hiçbir unvanı bulunmamasına rağmen tüm Avrupa ve ABD’yi Başbakan olarak gezdi! Gezdiği ülkelerde başbakan olarak karşılandı!
Fadıl Akgündüz (Jet Fadıl), hakkında tutuklama kararı çıkınca yurt dışına kaçmıştı. 2002 seçimlerinde bağımsız milletvekili seçildiği Siirt’e geldiğinde tutuklanmıştı Yüksek Seçim Kurulu Siirt’teki seçimleri iptal etti. 9 Mart 2003′te yenilenen ve yalnızca 4 partinin katıldığı seçimler sonucunda AKP 3 milletvekilliğini de kazandı. Recep Tayyip Erdoğan da bu seçimlerde Siirt’ten TBMM’ne seçildi.
Ne plan ama!
3- “Ergenekon” Soruşturması
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, 2007 Eylül Ayında, İç İşleri Bakanlığına sunduğu brifingde Ulusalcılık terör kapsamında ve Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi’nin faaliyetleri arasında değerlendirildi.
Fethullah Gülen de “Ulusalcı Dalgayı Aşarız” demişti.
Bu soruşturma, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’de bir gecekonduda 27 el bombası bulunmasıyla başladı.
Fehmi Koru, Kanal 7 haberlerinde ‘Ergenekon’un tasfiyesine 5 Kasım 2007′de Tayyip Erdoğan-George W. Bush görüşmesinde karar verildi’ demişti.
Vatan Gazetesi’nin 29 Ocak 2008 Salı günkü haberi:
” Ergenekon’da yine şaşırtan bağlantılar
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın’ın yıllar önce eski asker ve kuvvacılarla yaptığı yazışmalar operasyona yepyeni bir boyut kattı. Bu yazışmaları ortaya çıkaran isimler ise çok daha ilginç…
Taraf’ta ortak köşe yazan Polis Akademisi Dekan Yardımcısı Önder Aytaç ile Utah’ta araştırmalar yapan emniyetçi Emre Uslu… İkilinin diğer bir ortak yönü de askerin TESEV’le ilgili uyarılarına hedef olmaları…”
Polislerin hocası olan Doç. Aytaç, TESEV’in raporunda TSK’yı kötülediği için Genelkurmay Başkanı Büyükanıt tarafından eleştirilen bir isimdi.
Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Bulut’un 30 Ocak 2008 günkü yazısı:
“…Şimdi hafızamızı yoklayalım. TESEV’in güvenlik raporunu, Büyükanıt’tan 15 gün önce önce biz bu sütunlarda “Türk Ordusu’nu çözme raporu” başlığı altında incelemiştik.
Kitabın girişinde “Bu kitabın yayımlanmasında katkılarından ötürü Açık Toplum Enstitüsü-Türkiye’ye ve TESEV Yüksek Danışma Kurulu’na teşekkürü borç biliriz” deniliyordu.
Bilindiği gibi Açık Toplum Enstitüsü-Türkiye, Soros’un kuruluşudur! Soros ise Gürcistan’da, Ukrayna’da ve Kırgızistan’da darbe yaptıran bir kişidir. Suçunu itiraf da etmiştir!
TESEV’in Güvenlik Sektörü Raporu’nun tanıtım toplantısını da AKP’li milletvekilleri
yönetmişti.
Rapor, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden itaati kaldırmayı, Jandarmayı lağvetmeyi, sınırların korunmasını TSK, Jandarma ve polisin elinden almayı, askeri, istihbarat yapmaktan alıkoymayı savunuyordu!
TESEV’in 2004 bütçesinin yüzde 45′ini (750 milyar TL) Açık Toplum Enstitüsü karşılamıştı. TESEV Yönetim Kurulu’nda da ortak elemanlara sahipler!
Diğer taraftan, Nokta dergisinde yayınlanan Genelkurmay andıcının Utah’dan gönderildiğini askeri savcı açıklamıştı. Emre Uslu, o sırada Utah Üniversitesi’nde Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’ndeydi ve şüpheleri üzerinde toplamıştı!
Önder Aytaç ve Emre Uslu, ‘Demokrasiye Tezkere’ isimli bir de ortak kitap yazdı!…”
06 Eylül, 2008 tarihli BBC Türk internet sitesininde yayınlanan bir haber;
“Hristofyas’dan sert suçlamalar
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümüne Türkiye’de bazı kesimlerin engel olduğunu söyledi.
Rum lider kilit rol oynayan tarafın Ankara olduğunu belirtirken, Kuzey Kıbrıslı lider Mehmet Ali Talat, Başbakan Tayyip Erdoğan ve AB yanlısı kesimi kendisinin de içinde yer aldığı demokrasi cephesi olarak tanımladı.
Hristofyas, kendi ifadesiyle, karşı kesimi oluşturanları da derin devlet, ordu ve devlet içindeki anti-demokratlar ve AB’ye karşı olanlar diye saydı.”
Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış, Ulusal Programın uygulanmasına yönelik çalışmaları ele almak amacıyla, AB Genel Sekreterliğinde kamudaki üst düzey yöneticilerle bir araya geldi. Ve “AKP hükümetinin son 7 yılda en önemli yatırımların demokrasiye yönelik olduğunu söyleyerek, “Bugün sessiz devrim olarak görülen başarıları hep birlikte başardık. Ve bu demokrasiye yatırımlarda AB hedefinin çok önemli katkıları olmuştur. Bir zamanlar düşünülmesi bile zor olan reformları hep birlikte gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye devam edeceğiz” dedi
Kurtlar Vadisi’nin yeri
ABD Devleti’nin ve AKP iktidarının ortaklaşa sürdürdüğü “Ergenekon ” Soruşturması için, Türk Milleti’nin bu operasyona hazırlık aşamasını Kurtlar Vadisi Dizisi yapmıştır. Psikolojik harp, davadan çok önce 15 Ocak 2003′ten itibaren “Ergenekon” Soruşturmasına hazırlık süreciyle başlamıştır. Kurtlar Vadisi Dizisi’nin; yapımcıları, oyuncuları ve yetkilileri bunun farkında olmayabilirler!
Yukarıdaki bilgilere ve incelemelere bakarak; “Ergenekon” Operasyonunu ABD, AB, AKP, Kıbrıs Rum Kesimi, PKK ve Yandaş Medya ile ortaklaşa sürdürülmektedir diyebiliriz, bunu düşünebiliriz. Fakat kesin olarak böyle bir şey var da diyemeyiz, yok ta diyemeyiz…
Medyaalternatif.com








