“Umutsuzluk olmak, geçmişine sırtını dönmek, onu bir çırpıda unutuvermek demektir.”demişti yıllar önce babam. Zor günler geçiriyorduk ve o zor günler sonsuza dek sürecek sanıyorduk. Oysa hiçbir şey sonsuza dek sürmezdi. O zamanlar bunu bilmiyorduk.
Ne kadar da tuhaftık. Mutlu zamanlarımızın farkında bile olmuyor başımız dara düşünce feryadı basıyorduk. Oysa hayat ikisinin toplamından ibaretti. Mutlu ve mutsuz zamanlar eşittir hayattı, denklem. Hepsi bu kadar basitti.
Şimdi soğukkanlılıkla düşününce anlıyorum ki her ikisinin de ayrı ayrı fonksiyonları vardı düşünen bir kafa, hissedebilen bir ruh için. Mesela; mutlu zamanlar aslında umut biriktirmek için vardı. Umudu hatıralar biriktirerek var ediyorduk. Zor zamanlar geldiğinde biriktirdikleri ile besleniyordu ruh. Güzel hatıralardan kesip kesip umutlar yaratıyordu kara gecesine. Nefesinin daraldığı zamanlarda ve hayatının gittikçe karardığını sandığı anlarda güzel güneşli günlerin hatırasıyla sarhoş oluyor ve her şeye dayanabilecek gücü ancak bu şekilde buluyordu kendinde. O günleri düşündüğü vakit güneşin yeniden doğmaması için bir sebep göremiyordu. Umut dediğimiz de hepi topu buydu zaten. Bir kez mutlu olmuşsan yine mutlu olabilirdin.
Kötü zamanlarımız ise sanırım mutlu zamanlarımızın değeri bilelim diye vardı. Zaten mutsuzluk olmasa mutluluk söz konusu olabilir miydi? Bir şey zıddı olmadan var olabilir miydi ki mutsuzluk olmadan mutluluk olabilsin.
Hayat bu ikisinin iç içe geçmiş halinden başka bir şey değildi. Biri varken diğeri yoktu. Ve hiç biri sonsuza dek var olmuyordu.
Denklem basitti; iyi zamanlar + kötü zamanlar = Hayat
Fulya GÜRBÜZ – Medyaalternatif.com








