O krokiydi, şu kasetti, bu mühimmattı derken, belgelerin belgesi Taraf gazetesiyle birlikte kamuoyuna sunuldu. Henüz gerçekliği netleşmemiş bu belge çok önemlidir. Bu şimdiye kadar ortaya çıkan belgelerden en sarsıcısıdır. Burada önemli olan belgenin gerçek olup olmaması veya kimin tarafından sızdırıldığı değildir. Gerçek olsun ya da olmasın, kim sızdırırsa sızdırsın, belgenin ortaya döktüğü durum ve sonuçlar, Türkiye’de artık bazı şeylerin kökünden değişeceğini gösteriyor.
Son zamanlarda özellikle iki kesimin sürekli gündemde olduğunu görüyoruz. Bunlardan birisi Türk Silahlı Kuvvetleri, diğeri ise Fethullah Gülen Cemaati. Türkiye’nin gündemini meşgul eden ve adına “Ergenekon” denilen soruşturmaya baktığımızda da, soruşturmanın ekseninin bu iki kesimden geçtiğini ve gelişen tüm olayların uçlarında bu iki kesimin olduğunu görüyoruz. Medya ve siyasilerin bir kesimi Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yerden yere vururken, diğer kesimi ise Gülen Cemaati’ni yerden yere vuruyor. Şunu da diyebiliriz; Türk Silahlı Kuvvetleri’ne rakip olarak Fethullah Gülen Cemaati seçilmiş ya da yaratılmış durumda. Bunu düşünmemizdeki en önemli neden, Cemaat’in yayın organlarının “Ergenekon” soruşturmasına çok büyük bir önem vermesi, bu soruşturmayı televizyon dizilerine kadar olan bir genişlikte ve sıklıkla çok sert biçimde işlemesidir. Şimdi siz “Bunda ne var? Memleket için çok önemli bir meselse” diyebilirsiniz. Fakat burada üzerinde durmamız gereken, Cemaat’in yayın organlarının memleket için önemli olan her meseleye aynı ölçüde yaklaşıp yaklaşmadığıdır. Tespiti örnek bir soruyla anlatmak istersek; “Cemaat’in yayın organları ‘Ergenekon’ soruşturması için gösterdikleri dikkati, tepkiyi, sertliği ve yoğunluğu ‘Deniz Feneri’ için gösteriyor mu?” Diye sorabiliriz.
Cemaat’in yayın organları, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olumsuz haberleri manşetlerine taşırken, hükümet ile ilgili olumsuz haberleri hep saklıyorlar. Tabi bu sonuçta bir yayın politikasıdır ve istediğiniz şekilde yayın yaparsınız ama unutmayalım ki yayın politikanız sizin düşüncenizi de anlatmış olur. Cemaat şunu da diyebilir “Biz direk Türk Silahlı Kuvvetleri’ni değil, Silahlı Kuvvetler’in içine yuvalandığını düşündüğümüz ‘düşünceleri kirli bir kısım kimseleri’ hedef alıyoruz“. Burada da şunu sormak durumundayız; Ülkeyle ilgili sorunlarda söz söyleyen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kızanlar, her fırsatta Türk Silahlı Kuvvetler ve ülke gündemiyle ilgili söz söyleyen cemaate neden sessiz kalıyorlar? Cemaatlerin görevi ülke gündemini belirlemek ve Türk Silahlı Kuvvetleri içine “sızmış” olan “düşünceleri kirli kimseleri” ortaya çıkarmak mı? Her ikisi de değil elbette. Hem Cemaat’in hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülke gündemiyle ilgili söz söyleme hakları var. Yine burada üzerinde durulması gereken şudur; hem Cemaat hem de Türk Silahlı Kuvvetleri susmaları için rahat bırakılmıyorlar. Size sürekli saldıran kimselere karşı siz sessiz kalabilir misiniz? Elbette kalamazsınız, mecburen kendinizi savunmanız gerekir. İşte hem Cemaat hem de Türk Silahlı Kuvvetleri, sürekli saldırı altında olduğundan saldırılara cevap vermek için konuşma gereğini hissediyorlar. Burada durumu toparlarsak; Cemaat’in hedefinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hedefinde de Cemaat olduğunu görürüz. Buradaki iki kesim yalın olarak durmuyorlar; her iki tarafında medyası, siyasileri var işte bu toplama “taraflar” diyoruz. Bir kısım Cemaat’i hedef alırken, bir kısımda Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef alıyor.
Tarih 13 Nisan 2009. Taraf gazetesinin kamuoyuna sunduğu haberden yaklaşık iki ay önce. Fethullah Gülen’in internet sitesinde “Hocaefendi’den Çok Ciddi Bir İkaz!” başlıklı bir haber yayınlanıyor. Haberde şöyle deniyor;
“Fethullah Gülen’den çok ciddi bir uyarı: “Dün olduğu gibi bundan sonra da, dışarıdan da beslenen bazı şer şebekeleri samimi müminleri terörist gibi göstererek yeni bir irtica yaygarası koparabilirler.”
İkazını, “Yarın Tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanların, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler.”
Gülen’in iki ay önce yaptığı açıklama ve “ikaz“daki önemli noktalar, iki ay sonra Taraf gazetesinin kamuoyuna sunduğu “AKP ve Gülen’i bitirme planı” başlıklı haberdeki belgede aynen var.
Burada garip olan bir durum yok mu?
İşte bu son belgenin sarsıcılığı ve önemi burada ortaya çıkıyor. Şimdi, belgenin doğru olup olmadığına bakmadan bazı sorularım var;
1-Gülen Cemaati bu derece sağlam istihbaratı nasıl sağlıyor?
2-Gülen Cemaati’nin sağladığı bu istihbaratı, Genel Kurmay nasıl sağlayamıyor?
3- Belgenin doğru olup olmadığı araştırıldı mı? Belgenin “kesin doğru” olup olmadığı belli olmadan, neden hemen Türk Silahlı Kuvvetleri linç ediliyor?
4- “AKP ve Gülen’i bitirme planı” haberini yapan Mehmet Baransu, daha önce de “Büyükanıt Hedefte” başlığıyla bir haber yapmıştı. Bu haberinde; Büyükanıt’a karşı yapılacak olan bir suikastın belgesinin İşçi Partisi’nde çıktığı iddiası vardı. Fakat bu haberin doğru olmadığı mahkemede anlaşılmıştı. Baransu mahkemedeki ifadesinde bu haberi Emniyet’ten aldığını itiraf etmişti(Bknz.)
Soruşturma kapsamında gizli olması gereken bu belgelerin, sürekli Taraf gazetesinde çıkmasında, Taraf gazetesi yazarları; Emniyet Amiri Emrullah Uslu ve Polis Akademisi Öğretim Üyesi Önder Aytaç‘ın rolü var mı?
Sonuç
Eğer bu belge doğruysa; Türk Silahlı Kuvvetleri çok büyük bir oranda saygınlık kaybeder. Eğer bu iş emir almadan, bazı subayların kendi başlarına yaptıkları bir girişimse, Ordu’nun içerisinde büyük istihbarat zaafı var demektir. İlgili kişiler bu girişimin hesabını ağır şekilde verirler. Eğer emir, komuta kademesinden geldiyse, komuta kademesinin bu durumun hesabını vermesi ve en sert şekilde yargılanması gerekir.
Eğer bu belge doğru değilse; belgeyi sızdıran, yayınlayan ve tertipleyenlerin, bu durumun hesabını vermesi ve en sert şekilde yargılanması gerekir. Artık “Ergenekon”un Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılan bir “tertip” olduğu kesinleşmiş olur.
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com









FETO SU GİBİ HER YERDEN SIZIYO… HER YERDE ONUN PARMAĞI VAR BU NASIL İŞ…
DANANIN KUYRUĞU KOPTU KOPACAK