Taraf gazetesinin belgesi ortalığı karıştırdı. Bu saatten sonra geriye dönüş yok. Artık dananın kuyruğu kopacak. Belge sahteyse de kopacak, gerçekse de kopacak. Birileri kendilerini açık ettiler, deşifre oldular ya da olacaklar. Bu ipin ucu bırakılmayacak ve ip en sonunda, bu tezgahı yapanların boyunlarına geçirilecek. Tabi ki idam yok, demek istediğim bu tezgah kiminse onun işi bitmiştir. Durum bu kadar açık ve nettir.
Belge sahte ise, değişecek olanlardan birisi “Ergenekon” soruşturmasıdır. Çünkü soruşturmanın başından itibaren; tutuklamalarda yaşanan usulsüzlükler, tutuklananlar hakkındaki tutarsız deliller, henüz tam olarak suçun ne olduğunun belli olmaması ve soruşturmayla ilgili birçok yanlış, yalan ve sahte belgenin ortalarda dolaşması, soruşturma kapsamında gözaltına alınanların yandaş medya tarafından yargısız infaza maruz kalmaları, “Ergenekon” soruşturmasının bir komplo olduğu düşüncesini güçlendiriyordu. Taraf’ın son belgesi, komplo düşüncesini oldukça sağlamlaştırdı. Belgenin sahteliği ispatlandıktan sonra soruşturma çöker ve artık bu komployu yapanların tek tek yargıya teslim edilmeleri süreci başlar. İşin içinde kim varsa; gözünün yaşına bakılmadan içeriye tıkılır ve en ağır şekilde yargılanır.
Benim bu şekilde düşünmem bir şey ifade etmeyebilir ama olay yaratan belgeyi kamuoyuna sunan Taraf gazetesi muhabiri Baransu da “çark” etmeye başlamış. Fatih Altaylı Habertürk’te yayınlanan 17 Haziran tarihli yazısında şöyle diyor;
“BAŞBAKAN Erdoğan, İlker Başbuğ‘la bir görüştü, herkes çark etme yarışına girdi. Tarafın haberi yapan muhabiri bir gün önce “Bunun kurumsal bir hazırlık olduğuna dair Genelkurmay Başkanlığı’nın kapısından dönen bir orgeneralden bilgi aldım” diye yazdı; dün ise Habertürk’e “Bu belgeyi TSK hazırlamış olamaz” demeye başladı…“
Belgenin sahte olduğu kanısı güçleniyor. Medyanın büyük bir çoğunluğu, hatta Taraf gazetesinin yazarı Yasemin Çongar bile bu durumu düşünmüş ve 17 Haziran tarihli “Birbirinden vahim dört senaryo var” başlıklı yazısında yukarıda anlattıklarımı yazmış. Yasemin Hanım şunları kaleme almış;
“…Dördüncü senaryo, söz konusu belgenin sahte, planın da tamamen düzmece bir plan olması ve altındaki imzanın düşündürdüğü gibi Türk Silahlı Kuvvetleri ya da bulunduğu yerin düşündürdüğü gibi Ergenekon çetesi tarafından değil, bir başka çevre ya da kurum tarafından hazırlanmış olmasıdır.
Yazının sonunu beklemeden söyleyeyim; bu senaryonun doğru olması Ergenekon Davası’nı çökertir ve Türkiye’de devletin içine sızdığını, başka birçok olaydan ve belgeden bildiğimiz o kirli, karanlık yapının deşifre ve tasfiye edilmesini zorlaştırır.
Çünkü bu senaryonun doğru olması, o sahte belgenin polis teşkilatı içinde Ergenekon soruşturmasında sorumluluk üstlenmiş birileri tarafından hazırlandığını ve aynı kişiler tarafından Ergenekon zanlısı Öztürk’ün eşyaları arasına konduğunu düşünmemizi gerektirir.
Bu da, Emniyet teşkilatının hastalandığı, kirlendiği; polisin içinde bir suç odağı olduğu ve bu odağın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı komplo düzenlediği anlamına gelir.
Ve bu durum, Gülen cemaati başta olmak üzere, toplumun dindar kesimlerini de bir bütün olarak çok ağır ve haksız bir töhmet altında bırakır…“
Dikkat! Şimdi size belgenin sahte olduğunu ve Yasemin Hanım’ın “Dördüncü” senaryosunun aslında senaryo olmadığını, bu senaryonun tek gerçek olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Taraf gazetesi, olay yaratan belgeyi “AKP ve Gülen’i bitirme planı” manşetiyle kamuoyuna duyurdu. Ortalık bir anda karıştı, etraf toz duman oldu. Yandaş medya arka arkaya Türk Silahlı Kuvvetleri’ni suçlayan yazılar yazmaya ve haberler yapmaya başladı. Henüz belgenin doğruluğu ispatlanmamıştı ama yandaş medya sanki belge doğruymuş ve kesinmiş gibi davranıyordu. Genel Kurmay Başkanlığı olayla ilgili açıklama yaptı. Askeri savcılık duruma el koydu. Haberle ilgili yayın yasağı geldi ama kimse pek takmadı. Askeri Savcılık, o ana kadarki yaptığı incelemede, belgenin Genel Kurmay’da yapıldığına dair herhangi bir bulgu olmadığı kanaatinde olduğunu açıkladı. Askeri Savcılık, belgenin doğruluğunun anlaşılması ve kesin kararı verebilmek için ilgili sivil savcılıktan belgeyi istedi.
Belgenin sahte olma ihtimali git gide güçlenirken bir şey oldu. Aslında bu tip durumlarda olmasına alıştığımız bir şey. Ne zaman Türk Silahlı Kuvvetleri suçlansa ve bu suçlama zayıflamaya başlasa, ne zaman “Ergenekon” soruşturmasında davayı çökertecek bir durum olsa ya da AKP hükümeti zor durumda kalsa ortaya çıkan bir şey. Gizli bir elin internete bıraktığı “ses kaydı“…
Hatırlayalım, Cumhuriyet Mitingleri’nin ikincisi yapılacaktı. Vatandaşlar demokratik haklarını kullanacaklar ve yıpratıldığını, yok edilmeye çalışıldığını düşündükleri Cumhuriyet’i savunmak için meydanlara çıkacaklardı. Mitinge günler kala hemen ortaya bir “ses kaydı” çıktı. Bu “ses kaydı” Org. Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur’a aitti. 26 Mayıs 2009 tarihinde Oda TV’de yayınlanan bir haberde şöyle deniyordu;
“DEPOLANAN KASETLER NE ZAMAN PİYASAYA SÜRÜLÜR?
Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur’a ait bir ortam dinleme kaseti daha “ortaya çıktı” ve bugün yandaş medyanın manşetlerindeki yerini aldı.
Artık alıştık, günlük olağan olaylardan biri deyip geçebilirsiniz.
Ama değil.
Kasetin içeriği ve zamanlaması önemli.
Onu da her zaman olduğu gibi Zaman gazetesinden öğreniyoruz.
Gazetenin birinci sayfasında haber şu başlıkla veriliyor: “Cumhuriyet mitinglerinin perde arkasını deşifre eden ses kaydı”
Malum yarın Ankara Tandoğan meydanında Cumhuriyet mitingi var.
Ergenekon Operasyonu’nu destekleyenler “hah işte şimdi tam zamanı” deyip depolamış oldukları kasetlerden birini daha piyasaya sürüveriyorlar.
Amaç yarınki mitinge gölge düşürüp katılımı azaltmaya çalışmak.
Zamanlama ve haberin verilişi bunu net olarak göstermiyor mu?
Odatv.com
16 Mayıs 2009“
Aslında bu “ses kaydı“ndan daha ilginç bir şey vardı; başta Cemaat’in yayın organı Samanyolu TV olmak üzere tüm yandaş medya, mitinge katılacakları resmen tehdit ediyordu. Birden ortaya çıkan “ses kayıtları” ve tehditler. Hadi tehditleri kimin yaptığını biliyoruz. Peki, “ses kayıtları”nı piyasaya kim sürüyordu? Burada Yasemin Çongar’ın yazısından bir bölüme geri dönelim;
“…Çünkü bu senaryonun doğru olması, o sahte belgenin polis teşkilatı içinde Ergenekon soruşturmasında sorumluluk üstlenmiş birileri tarafından hazırlandığını ve aynı kişiler tarafından Ergenekon zanlısı Öztürk’ün eşyaları arasına konduğunu düşünmemizi gerektirir…“
Belirli zamanlarda ve hepsi “Ergenekon” sanıklarını, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef alan, AKP hükümetini ya da Cemaati temize çıkaran “ses kayıtları” polis tarafından piyasaya sürülmüyor. Savcılık tarafından da sürülmüyor. AKP tarafından piyasaya sürülmüyor. Peki, kim tarafından piyasaya sürülüyor? Bu sorunun cevabını Yasemin Çongar veriyor;
“…polis teşkilatı içinde Ergenekon soruşturmasında sorumluluk üstlenmiş birileri tarafından…“
Taraf gazetesinin “AKP ve Gülen’i bitirme planı” başlıklı haberi olay oldu. Haberde yer alan belgenin sahte olduğu ihtimali çok güçlenmişken bir “ses kaydı” daha ortaya çıktı. Bu “ses kaydı” Taraf gazetesindeki haberde yer alan belgeyi destekler nitelikteydi. Yine kim tarafından ortaya atıldığı belli olmayan bir “ses kaydı“.
Kimsenin sorgulamadığı, arkasını aramadığı, peşine düşmediği bu “ses kayıtları“nı piyasaya süren kişiler kim?
Şimdiye kadar; darbeye, çetelere, gizli örgütlenmelere, hukuk dışı yapılanmalara karşı duran, bu yapılanmaları mahkum ettirmek için feryat edenler, bu “ses kayıtları“nı piyasaya süren gizli örgüt için neden susuyorlar? Yoksa kim olduklarını biliyorlar mı? Yoksa kendileri de bizzat o örgütün içindeler mi? Değillerse neden susuyorlar?
Gizli bir örgüt tarafından, AKP hükümeti ya da Cemaat sıkıştığında ortaya atılan “ses kayıtları“nı kim hazırlıyorsa, “AKP ve Gülen’i bitirme planı“nı da onlar hazırlamışlardır. Hedef bellidir. Bu “ses kayıtları“nı piyasaya süren örgüt derhal yakalanmalı, deşifre edilmeli ve yargılanmalıdır.
Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Bu son belge oldukça cüretkardır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Türkiye Cumhuriyetine meydan okuma cesaretini kendisinde bulanlar, bu belgenin sahte olduğu ortaya çıkmasından sonra rahat durmazlar. Artık dananın kuyruğunun kopacağı yerdeyiz. Herkes dikkatli olsun. Sürekli piyasaya “ses kaydı” süren ve “AKP ve Güleni bitirme planı” belgesini tertipleyen örgüt artık rahat durmayacaktır. Deşifre olmamak, yakalanmamak için provokasyonlar düzenleyeceklerdir. Tüm güvenlik güçlerini ve vatandaşlarımızı uyarıyorum.
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com









inanıyorum ki yargısız infaza maruz kalanlar adına er geç hak yerini bulacaktır.dananın kuyruğu kopsun artık..