Konunun uzmanlarına göre İran’daki “Ayaklanma“, İran İslam Devrimi’ne karşı bir ayaklanma değil. Daha doğrusu, “Ayaklanma”yı oluşturan tartışmanın taraflarındaki baş sorumlular arasında böyle bir rekabet yok. İran’daki durum tamamen sistemin içindeki bir iktidar çekişmesi. Hem Ahmedinejat hem de Musavi, İran İslam Devrimi’nin birer savunucuları durumunda. Yani genel olarak iki rakibinde rejimle bir sorunu yok. Peki, “Ayaklanma” yapanlar kimler? Ya da “Ayaklanma” neden oldu?
İran’daki sistem içi iç çekişme sonucu taraflardan birisi olan Musavi, galip gelememenin verdiği rahatsızlıkla taraftarlarını gaza getirdi. İlk “Ayaklanma” hareketliliği, seçime hile karıştırılması ve Musavi’nin Cumhurbaşkanı seçilememesi nedeniyle başladı. Aslında “Ayaklanma” ilk başlarda sadece seçimle ilgiliydi. Yine uzmanların dediğine göre; “İran’daki ayaklanmalarda dış ülke parmağı yok” gibi görünüyormuş. Fakat “Ayaklanmalar”ın hedefinin “Hileli” seçimden çok giderek rejimi protestoya dönüşmeye başlaması, göstericilerin İran bayrağı yerine yeşil rengi bayrak yapmaları ve Nida ismindeki genç bir kızın öldürülmesinden sonra, bu kıza “Devrim Şehidi” denmesi, yapılan gösterilerin giderek kontrolden çıktığını ya da gösterilere “Dış Ülke Parmağı“nın karıştığını gösteriyor. En azından ben öyle düşünüyorum. Eğer gösteriler sadece seçimle ilgiliyse, rejimle herhangi bir sorun yoksa neden “Devrim Şehidi” tabiri kullanıldı? Ortada herhangi bir devrim girişimi mi var ki “Şehidi” olsun. Aslında olanlara bakıldığında Ukrayna’da yaşanan “Turuncu Devrim” akla geliyor. Mesela “Özgür Ansiklopedi” olan Vikipedi‘de “Turuncu Devrim” için şu tanımlama kullanılmış;
“Turuncu Devrim Ukrayna’daki 21 Kasım 2004 Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde, Kasım 2004′ten Ocak 2005′e kadar yaşanan politik olaylara verilen genel addır. Turuncu denilmesinin sebebi başkan adaylarından olan ve seçimlere hile karıştığını iddia eden Viktor Yuşçenko’nun seçim kampanyası dönemince bu rengi kullanmasıdır.”
Tanımdaki rengi, tarihleri, ülkenin ve Cumhurbaşkanı adayının ismini değiştirirsek karşımıza İran çıkar. Benzerlik çok muhteşem! Fakat bu benzerliğin muhteşem olması, illa İran’daki olaylarda da “Dış Ülke Parmağı” olduğunu doğrulamaz. Benimkisi sadece bir şüphe. Şüphemi destekleyen bir başka düşüncemse şu; Çakallar leşçi hayvanlardandır. Nerede bir leş varsa Çakallar oradadır. Şimdi İran’da bir leş var ortada. Tam ABD’nin Çakallarına göre, ağızlarına layık. Belki isteseler de bu kadar harika bir ortam bulamazlardı. Belki “Ayaklanma” direk ABD’nin Çakalları tarafından sağlanmadı ama ortada gerçekleşmiş bir “Ayaklanma” var ve bu durumdan faydalanmayacak bir ABD düşünülemez. Tıpkı 27 Mayıs gibi. ABD ve Çakalları, 27 Mayıs’ın olacağını da beklemiyorlardı fakat 27 Mayıs ABD’nin işine gelen bir girişimdi. Bu girişimin başlangıcında parmakları olmasa da gelişmesinde büyük rolleri olduğu bir gerçektir. İran’daki durumda 27 Mayıs’a benziyor. ABD olayı tam başlatamamış, fitili ateşleyememiş olsa da, İran’da yaşanan “Ayaklanma” ABD için büyük bir fırsattır. ABD’nin Ortadoğu’da en sıkıntı çektiği ülkede Armut pişmiş ve ABD’nin ağzına düşmüştür.
Olaya bir de farklı açıdan bakalım. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat da Başbakanımız Erdoğan gibi “Gariban” kesimden yani “Seçkin” olmayan ve halkın içinden gelen bir isim. Ahmedinejat da Başbakanımız Erdoğan gibi, ülkesinin başkentinde belediye başkanlığı yapmış. Ahmedinejat’ında Başbakanımız Erdoğan gibi, belediye başkanlığı yaptığı dönemle ilgili hakkında “Yolsuzluk” suçlaması var. İkisi de ara sıra batıya ve özellikle İsrail’e sert çıkıyorlar. Ortada yine Ukrayna’nın “Turuncu Devrim”i ile İran’daki “Yeşil Devrim” gibi Başbakan Erdoğan ile Ahmedinejat arasında benzerlikler var.
ABD’nin Ortadoğu’da istediklerini yapması, saldırgan politikasını uygulaması ve İsrail’in saldırganlığını meşrulaştırması için bir düşmana ihtiyacı var. İsrail’in saldırganlığını meşrulaştırması için Filistin’deki küçük örgütler yeterli değil. Avrupa’nın, İsrail’in saldırganlığına “Tamam” diyerek ses çıkarmaması için, İsrail’in büyük bir tehdit altında olması gerekmektedir. Şu anda İsrail için en büyük tehdit İran’dır. İran olmasa belki de İsrail bu kadar saldırgan tutum sergileyemez ve Avrupa’dan destek alamaz. Gerçekte de Avrupa, İran gibi büyük bir tehdit altında olmayan bir İsrail’i desteklemez. Çünkü İran sadece İsrail için değil, sözde tüm dünya için bir tehdit oluşturuyor. Bu tehdit de İsrail’in ve ABD’nin Ortadoğu’da rahatça hareket etmesini sağlıyor.
İran’ın geçim kaynaklarından en önemlisi petrol. Petrol ile geçinebilmek için ABD ile ilişkilerinizin iyi olması lazım. Çünkü petrolü işleyecek, satın alacak ve satacak olan piyasa zaten ABD’li şirketlerin elinde. Yani görünürde İran ve Ahmedinejat ABD’ye ve İsrail’e kafa tutsa da, madalyonun diğer tarafında ikili ilişkiler gayet iyi bir şekilde sürdürülüyordur. İşin içinde para varsa buna mecburlar. Mesela; Başbakanımız Erdoğan Davos’ta “Çıkış“(!) yaptı; AKP tabanı, Türkiye’deki muhafazakâr kesim ve Ortadoğu’daki hemen hemen tüm ülkeler ki İran da dahil, bu “çıkış”tan (!) çok memnunlardı. Ama aynı Erdoğan’ın göğsünde, Yahudi’lerden aldığı “Üstün Hizmet Madalyası” var. Filistin’i vuran İsrail’li pilotlar eğitimlerini Konya’da yapıyorlar. Yani görünürdekiyle, görünmeyen taraftaki olaylar çok farklı.
Sonuç olarak İran’da bir “Devrim” falan olmaz. Şuan gösterilerde “Ayaklanma” yapanlar; gerçek özgürlük isteyen bazı İranlılar, Musavi’yi destekleyen taraftarları ve ABD’nin çakalları tarafından gaza getirilenler olarak üç gurupta adlandırılabilirler. İran, kendi yöneticileri arasındaki bir iktidar kavgasına sahne olmaktadır ve bu sahne tüm dünyaya “İran’da kıpırtı var” diye gösterilmekte, özgürlükleri hiçe sayan bir “Diktatörlüğün” hala var olduğu ve İran’ın hala tüm dünya için ”Büyük Tehdit” olduğu vurgulanmaktadır. Düşman her zaman olmalıdır ve unutulduğu zaman da hatırlatılmalıdır.
Gösteriler bir iki güne kadar biter ve her şey eski haline döner. Olan Nida ve O’nun gibi arada kalanlara olur. Yine Kapitalizm kazanır, yine Küresel Sermaye kazanır ve Yine para kazanır. Kaybedense insanlıktır.
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com








