Belge, Kağıt Parçası ve Tarihi Fırsat…
Gündemi en çok sarsan “Belge” olayında son noktaya gelindi. Her şey MGK toplantısıyla son buldu. Bu işin uzayacağı ve çetin bir mücadelenin olacağını düşünüyordum, yanıldım. Hata daha önce yazdığım “Dikkat! Şimdi Provokasyon Zamanı…” başlıklı yazımın son bölümünde şunları söylemiştim;
“…Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Bu son belge oldukça cüretkardır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Türkiye Cumhuriyetine meydan okuma cesaretini kendisinde bulanlar, bu belgenin sahte olduğu ortaya çıkmasından sonra rahat durmazlar. Artık dananın kuyruğunun kopacağı yerdeyiz. Herkes dikkatli olsun. Sürekli piyasaya “ses kaydı” süren ve “AKP ve Güleni bitirme planı” belgesini tertipleyen örgüt artık rahat durmayacaktır. Deşifre olmamak, yakalanmamak için provokasyonlar düzenleyeceklerdir. Tüm güvenlik güçlerini ve vatandaşlarımızı uyarıyorum.”
Provokasyon falan olmayacak, olmadı da zaten. Çünkü yanlış analiz yaptım. Fotoğrafın bütününü göremedim. Sürekli küçük hesaplarla, kişilerle ve olaylarla uğraşmaktan yine sistemi göremedim.
Medyada yaptığım incelemelerde, “Belge” olayıyla ilgili en iyi analizi Hürriyet gazetesinden Cüneyt Ülsever’in yaptığını gördüm(1-2). En mantıklısı, en sakini ve bana göre Ülsever’in son iki yazısı; son günlerde yaşanan yoğun trafiğin gerçek nedenine en yakınıydı. Şimdi ben de Ülsever’in analizlerinden faydalanarak Türkiye’deki son durumun bir analizini yapmak istiyorum.
1 Mart Tezkeresi
Aslında “Belge” süreci 2003 yılındaki 1 Mart tezkeresinin ret edilmesiyle başladı. Tabi ondan öncesi de var; AKP’nin başa gelmesini de işin içine katarsak ki doğrusu budur, aslında her şey 2001 krizi ile başladı diyebiliriz. Daha sonra ABD’deki 11 Eylül “saldırıları” ve ABD’nin Irak’a giriş süreci gelir. ABD Irak’ın işgali için Türkiye topraklarını, Türk hava sahasını kullanmak ve askerlerini Türkiye’nin Irak sınırına yerleştirmek istedi. Bunun için AKP hükümeti Meclis’e bir tezkere getirdi. Herkesçe “1 Mart Tezkeresi” diye bilinen bu tezkerenin tam ismi “Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi”dir. ABD ve AKP karşıtı muhalefet bu tezkerenin Meclis’ten geçmemesi için çok çaba sarf etti. Çünkü muhalefetin bu tezkereyle ilgili şüpheleri vardı; ABD bu tezkere sayesinde kendi askerlerini Güneydoğu bölgemize yerleştirecek ve bu sayede hem “Kürdistan”ın kurulması hem de Türkiye’de bir federasyon oluşmasının önü açılacaktı. Kısacası “parçalanma” süreci hızlanacaktı. Muhalefet büyük bir kamuoyu oluşturdu ve AKP’li milletvekillerini etkiledi. Bu muhalefetin en başında İşçi Partisi, Ulusal Kanal ve Doğu Perinçek vardı. Dönemin AKP Genel Başkanı Yardımcısı olan Ertuğrul Yalçınbayır, muhalefetin tezkerenin geçmemesindeki rolünü “Abdullah Gül AKP grubunu toplayıp ikna ediyordu, Ulusal Kanal izleyince, grup rüzgâr yemiş başak tarlası gibi dalgalanıyordu. Türkiye, Ulusal Kanal’a teşekkür borçludur” sözleriyle belirtiyordu. Hatta Başbakan Erdoğan, tezkerenin oylanmasından bir gün önce parti gurubunda “Hayır derseniz Doğu Perinçek’e oy vermiş olursunuz” diyordu. En nihayetinde Doğu Perinçek ve Ulusal Kanal’ın muhalefeti çok etkili olmuş ve tezkere meclisten geçmemişti.
Ergenekon Operasyonu
ABD, 1 Mart Tezkeresi’nin meclisten geçmemesinden çok rahatsız oldu. Fakat bu rahatsızlık ve Tezkere’nin ret edilmesi, ABD’nin planlarını etkilese de durduramamıştır. ABD, Irak’a girerken denediği ama başarılı olamadığı planını, şimdi çıkarken denemektedir. Fakat bu kez etkili muhalefetin planlarını alt üst etmesini istememekte, uygulamak istediği planın önünde hiçbir engelin olmamasını istemektedir. İlk olarak, 1 Mart Tezkeresi’nin en önemli muhalefetini ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca yapılacak planın önünde hiçbir engel kalmaması için, ABD’nin planını görecek ve sesi çıkabilecek etkili isimler de ortadan kaldırılmalıdır. ABD, muhalefeti ortadan kaldırmak için “Ergenekon”u tertiplemiştir. Bu tertibi sadece soruşturmayla değil, medyayla oluşturduğu büyük bir psikolojik harekât ekibiyle birlikte uygulamıştır. Önemli bir kısım muhalefet tutuklanarak susturulurken, dışarıda kalanlar ise halkın gözünde “Yalancı, Darbeci, Çeteci” diyerek yaftalanmıştır. Vatandaş, ABD’nin istediği gibi düşünmeye zorlanmış ve bu başarılmıştır. Ergenekon soruşturması aslında “Darbecilere” karşıyapılan bir operasyon değildir. Ortada böyle bir durum yoktur. Ergenekon operasyonu; yeniden 1 Mart Tezkere krizi yaşanmaması ve güçlü bir muhalefetin ABD’nin planlarını kinci kez bertaraf etmemesi için muhalefetin susturulması amacıyla yapılmıştır. Operasyonun başladığı günlerde, Başbakan Erdoğan’ın damadının Genel Müdür olduğu Çalık Grubuna ait olan ATV haberde, ATV muhabiri şunları söylemiştir “Savcı Zekeriya Öz ile az görüştüm ve Savcı Öz, Ergenekon soruşturmasının merkezinde Ulusal Kanal ve İşçi Partisi’nin bulunduğunu söyledi”
ABD’nin planını gören ve muhalif olan sesler birer birer tutuklanarak cezaevine koyuldular. Tutuklamalar, medya eşliğinde tam bir psikolojik harekâtla vatandaşlara sunuldu. Herkesin üzerine bir korku çarşafı örtüler. Kimsenin sesi çıkmayacak ve kimse çarşafın altından kafasını çıkarmayacaktı. Operasyon kapsamında tutuklanmayanlar ise baskı altına alındı, televizyon kanalları susturuldu. Dikkat ederseniz; operasyonda gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılanların çoğunun hiç sesi çıkmıyor!
Dananın Kuyruğu
Sivil muhalefet susturulmuştu fakat ABD’nin önündeki en önemli engel olan Türk Silahlı Kuvvetleri henüz pes etmemişti. Operasyonun başından beri “Darbe” kelimesiyle kafaları bulanan insanlar, gerçekten de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin AKP’ye karşı bir “Darbe” girişiminde bulunacağını düşünmeye başladılar. Sürekli yapılan yayınlarla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eli kolu bağlanmaya başlamıştı. Çünkü artık en küçük bir “Rejim Kaygısı” bile belirtmek “Darbe” girişimi sayılıyordu. AKP ve ABD gibi düşünmeyen, yapılanların Türkiye çıkarına olmadığını düşünen herkes “Darbeci” sayılıyordu. Psikolojik harekât o kadar açık yapılıyordu ki, cemaate ait yayın organları Ergenekon operasyonuyla ilgili kaygılarını dile getirmek için miting yapacak olan vatandaşları “Terör Örgütü Üyesi” olmakla tehdit ediyor ve vatandaşların mitinge gitmemeleri için elinden geleni yapıyorlardı. Psikolojik harekât merkezi, medyanın yaptığı yayınlar etkili oluş ve ikinci Cumhuriyet Mitingleri’ne olan ilgi ilkine göre etkisini kaybetmeye başlamıştı.
ABD’nin Irak’tan güvenli olarak çekilmesi ve çekilme sonrası Kuzey Irak’ta kurulan “Kürdistan”ın yaşayabilmesi için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ihtiyacı vardı. Çünkü siyasi yollar başarılı olamamış ve AKP yerel seçimlerde Güneydoğu bölgesinden yenilgiyle ayrılmıştı. Çünkü büyük bir gerçek var; ABD’nin Kuzey Irak’tan çekilmesi ve “Kürdistan”ın güvenliğini sadece Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlıdır. Fakat Türk Silahlı Kuvvetleri ABD’nin bu planına sıcak bakmıyor. Şimdi sıra Türk Silahlı Kuvvetlerini hareketsiz hale getirmekte. ABD’nin zamanı kısıtlı ve acelesi var. Bir an önce Irak’tan çekilmeli ve Afganistan’a gitmeli. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sadece Kuzey Irak için değil, Afganistan için de desteği lazım. Artık dananın kuyruğunun kopması gerekiyor.
Belge Olayı
Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir dikkat ve titizlikle incelemesini yaptı. Belgeye ilgili herhangi bir “Gerçeklik” olmadığı kanısına vardı ve soruşturmayı sivil savcılığa devretti. Fakat o sırada medya psikolojik harekâtını hızlandırdı. Sürekli kısır tartışmalarla dikkatler dağıtıldı. Genel Kurmay üzerine çok yoğun bir sataşma başlatıldı. Bu sataşmaya hükümet de katıldı. Genel Kurmay bu sataşmalarla ilgili bir basın toplantısı yapacağını duyurdu. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri bu durumdan rahatsızlık duyuyordu.
Genel Kurmay’ın basın toplantısı düzenleyeceği günün sabahında, toplantıdan çok önce saat 01:30 sıralarında meclisten bir yasa geçti. Bu yasa, Askerlerin ceza mahkemelerinin yetkisine giren bir suçu işlemeleri halinde sivil mahkemelerde yargılanmalarının önünü açıyordu. Aslında bu yasa sadece Albay Dursun Çiçek için çıkarılmış gibi görünse de, bu yasayla Genel Kurmay Başkanı’nı bile her an “Darbe” suçlamasıyla mahkemeye sevk edilebilir, tutuklanabilir ve görevden alabilirdi.
MGK toplantısı yapıldığı gün, yani 30 Haziran 2009′da Albay Dursun Çiçek Ergenekon savcılarına ifade vermeye gitti. MGK toplantısı biterken Albay Dursun Çiçek tutuklandı. Dursun Çiçek tutuklanmasından bir gün sonra, yani 1 Temmuz 2009′da tahliye edildi. Sivil mahkemenin tahliye kararı, askeri savcılığın kararı gibi “Belge”nin hukuki bir değeri olmadığı yönündeydi. Belge artık sivillerce de kağıt parçası olmuştu. Peki, bu tutuklama ve sonra serbest bırakma neden oldu?
Sonuç
Dursun Çiçek’in tutuklanması, ABD’nin planlarına sıcak bakmayan Genel Kurmay için bir uyarıydı. Belge olayının özeti şudur;
ABD aslında TSK’ne “Ya benimle birlikte hareket edersin, ya da hepinizi birden ‘Darbe’ suçlamasıyla içeriye atarım” diyordu. Aylardır, hatta bir yıldır içeride olan ve suçunun ne olduğunu bilmeyen tutuklular gibi, ABD ile hareket etmemekte direnen TSK’nin komuta kademesi tehdit edildi. Sanırım TSK artık ABD ile mutabakata varmıştır ya da varmak zorunda kalmıştır. MGK’dan çıkan sonuç aslında, ABD ile TSK arasında gerçekleşen mutabakatın sonucudur.
Benim bu belge yeni adıyla kağıt parçası olayından çıkardığım sonuç budur. Çünkü eğer aksi olsaydı; TSK bu belge için mücadele eder ve Türkiye’de yer yerinden oynardı. Çünkü bu belge olayı kolay unutulacak ve kolay kabullenecek bir girişim değil. Eğer TSK, ABD’nin planları dahilinde hareket etmeyi, “Kürdistan”ı korumayı, Afganistan’a asker göndermeyi kabul ederse, gündem normale döner. Yok, eğer TSK ABD’nin isteklerini kabul etmezse işte o zaman ülke gündemi şimdiye kadar görmediği şekilde toz duman olur.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Tarihi Fırsat” dediği ve ne olduğunu söyleyemediği fırsat aslında budur. ABD, AKP, Cumhurbaşkanı, Kuzey Irak ve TSK birlikte hareket edecekler. Bu senkronize hareket bölge için “Tarihi bir fırsat”ın görüntüsüdür. Şimdi “Tarihi Fırsat” için mutabakat sağlandı mı, sağlanmadı mı, zamanla göreceğiz.
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com
One Comments
artık ülkeninde gündemininde toz duman olmasını istiyorum…mutabakatın sağlanmamasını da cani gönülden diliyorum.bi tsk mız kalmıştı oda gruba katılırsa, dünya yıkılsın umurumda değil