Geçen gün caddede yürüyorum. Eskiden “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü” olan binanın duvarına resmedilmiş çizgi film karakterleri gördüm. Bir an şaşırdım “Allah Allah bunlar da ne! ” diye. Sonra aklıma geldi; “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü” taşınmıştı ve şimdi bu bina kreş olmuştu. O çizgi film karakterleri de bunun içindi.
Binaya resmedilen çizgi film karakterlerine baktım, çoğu benim çocukluğumdan tanıdığım karakterler; Tom ve Jery, sevimli hayalet Casper, hain kedi Sylvester, minik kuş Tvetty, Duffy Duck, Miki Mouse… Hepsi de çocukluğumun kahramanları, eski dostlar. Ama o binanın üzerinde; Nasreddin Hoca, Keloğlan, Hacivat ile Karagöz yoktu. Belki de “Ergenekon” nedeniyle içerideydiler ondan. Tamam, işi hemen siyasete bağlamak yanlış ama insan üzülüyor be! Bizim hiç mi dünyaya, en azından kendi nesillerimize sunacağımız çizgi film karakterlerimiz olmayacak! İş sadece çizgi film karakteriyle bitmiyor tabi, sanal kahramanlar da öyle; Örümcek Adam, Süperman, Batman, Demir Adam, X-Man… Hani otomobilimiz bile yok üretebildiğimiz onu da geçtim de, en azından sanatsal bir şeyler bırakabilseydik nesillerimize. Hep mi yabancılar yapacak biz bakacağız? Hep mi “Armut piş ağzıma düş” be birader! Kendi nesillerimizi bırak, dünyaya bir şeyler armağan etmemiz lazım. Bir Mustafa Kemal Atatürk vermiş dünyaya hediyemizi; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Ondan sonra fos. Ben ABD’lilere bir şey demiyorum. Hatta teşekkür bile ediyorum. Adamlar emek harcamış tüm dünya çocuklarına çizgi film karakterleri armağan etmişler. Eh, ister siyaset için kullanırlar, ister insanlık için ama adamlar yapmış. Helal olsun.
Bizim çocuklar(12 Eylül’dekiler değil), hatta biz bile hala Kemal Sunal filmlerini çok severiz. Belki de tek gerçek ve sanal kahramanımız “Şaban”dır. Kırk yıllık film bile olsa, içinde Kemal Sunal olsun yeterli. Şimdiki sanatçıların, sinemacıların “Neden Kemal Sunal bu kadar çok seviliyor?” diye sormaları lazım bence. Hatta sanatçıları bırakın, devletin bu konu üzerinde durması lazım.
Aslında bizim çizgi kahramanlarımız bolca var ama o kahramanlar mizah dergilerindeler. Hiç birisi çizgi film karakterine dönüştürülmeden, mizah dergilerinin sayfalarında bekliyorlar. Mesela Erdil Yaşaroğlu’nun “Türk Koyunu” ile ilgili bir animasyon filmi yapacağını duymuştum. Bence sonuna kadar desteklenmeli. Zaten koyun tam bizi anlatan bir karakter. Mizah dergilerimizde bolca çizgi film karakteri olabilecek karakterler var. Her birisi de mükemmel. Bunlar büyük desteklerle çizgi filmlere dönüştürülerek, kendimize ait çizgi dünyamızı yaratabiliriz. Tamam, mizah dergilerindeki karakterler biraz marjinaller ama, bu durum çocuklar için düzenlenebilir. Hazır pek kimse sahiplenmemişken; inekler, koyunlar, Kötü Kedi Şerafettin, Avanak Avni, Hüdaverdi ve diğerleri iyi bir çalışmayla çocuklara uygun çizgi film karakterlerine dönüştürülebilirler.
Şimdi diyebilirsiniz ki “Ya kardeşim hiç mi işin gücün yok? Ne saçma şeylerle uğraşıyorsun!” Evet haklı olabilirsiniz ama en azından bir çaba, bir enerji, bir emek harcanır da boş işlerle uğraşılmaz. Sürekli kısır tartışmalarla olduğumuz yerde sayacağımıza, bir an önce güzel çalışmalarla ileriye atılmalıyız. Kötü mü olur yani? Çizgi filmde, animasyonda, sinemada kendimiz geliştirsek kötü mü olur? Aya gitmek için bir şeyler yapsak, en azından hedef koysak kendimize kötü mü olur? Enerjimizi “Hızır idi Yunus idi” ile harcayacağımıza, “Hızır’ın genetik haritası şöyle, Yunus çöpü yakıta nasıl dönüştürdü?” diye harcasak kötü mü olur?
Şehirlerimizin tamamını, engelli vatandaşlarımızın da çok rahat bir şekilde dolaşabileceği gibi düzenlesek, çöpleri ayırarak geri dönüşüme önem versek, enerjiyi daha verimli nasıl kullanırız diye düşünsek, fosil yerine güneş enerjisini kullanmaya zaman ayırsak kötü mü olur? Yine diyeceksiniz ki “Ya kardeşim, çizgi filmlerle, bunların ne alakası var?” Var, olmaz mı hiç? Hep daha iyiye, insanlık için, dünya için, memleketimiz için daha güzele çalışmanın alakasızlığı mı olur? Belki de siz haklısınız. En iyisi, el alem yapsın biz de alıp kullanalım. Zaten bizim daha önemli işlerimiz var, daha birbirimizi yiyeceğiz…
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com








