Çocukken misket oynardık. Oyun için her oyuncunun yere belirli sayıda misket koyması gerekirdi. Bu misketler ip gibi sıralanır, sonra her oyuncu bu ip gibi sıralanmış misketlere atış yapmak için, yaklaşık 5-6 metre ileride bulunan atış çizgisine geçerdi. Tabi kimin ilk atış yapacağı da, misketlerin dizili olduğu yerden, 5-6 metre ilerideki atış çizgisine atılan “Eldelik” denilen misketlerle belirlenirdi. Aynı durum “Lek” oynarken “Kaydırak” denilen taşlarla belirlenirdi.
Sıralama; atış çizgisine en yakın “Eldelik” misketi atan, en yakın ikinci atan, en yakın üçüncü atan diye belirlenirdi. Atış çizgisine en yakın atan ilk atış hakkını kazanırdı. Bazen “Eldelik”ler atış çizgisine çok yakın farklarla varırdı. İşte o zaman kim birinci atacak diye tartışma çıkardı. Çözüm olarak; çizgiye en yakın olduğunu iddia eden ve oyuncular arasındaki en baskın karakterli oyuncu eline bir çomak alır, kendi “Eldelik” misketiyle, diğer oyuncuların misketi arasında, atış çizgisine paralel(!) bir çizgi çekerdi. Bu çizgiye göre; diğer oyuncuların misketi geride mi, ileride mi anlaşılırdı. Tabi çizgiyi çeken oyuncu, kendi misketini atış çizgisine daha yakın göstermek için düz çizgi çizmezdi. Kendi misketinden başlayan çizgi, diğer misketlere yaklaştıkça kaymaya başlar, gözle görülür bir biçimdeki yamuk çizgiyle, kendi çizgisini birinci çıkarırdı. Çünkü çizgi düz çizilirse, kendi misketinin geride olduğu ve haksızlığı ortaya çıkacaktı. Siz istediğiniz kazar itiraz edin fayda etmezdi. Çünkü o en güçlüydü, en zengindi, en büyüktü, en kuvvetliydi… Ama bu yamukluk, bu haksızlık, bu yalan, bu baskı diğer oyuncular tarafından görülürdü ve çizgiyi çizen de bunun farkındaydı. Kimse sesini çıkaramazdı, o zamanlar çocuktuk…
Türkiye’nin en can damarı kurumları bir bir satıldı. Türkiye’de üretim yok edildi. Neredeyse tamamen dışa bağımlı olduk. Eskiden köyden şehre yoğurt inerdi, şimdi köylü şehirden “Danone” yoğurdu çıkarıyor köye. Hayvancılık bitti. Tarım can çekişiyor. Çiftçinin hakkını arayan soran yok; “Ekersen değil, sökersen para var” deniyor. Neden? Çünkü dışarıdan daha ucuza alınacak. Elin çiftçisini zengin etmek, onları rahat yaşatmak varken Türk çiftçisi de kim oluyormuş! Bizim çiftçi ne yapsın peki? Büyük kente göçsün, bulursa bir işte çalışsın, bulamazsa soygun yapsın, hırsızlık yapsın, tinerci olsun, kap kaç yapsın, adam öldürsün… Üretim olmayınca, sürekli dışa bağımlı olunca, dışarıdan IMF’den alınanların parası nasıl ödenecek? O zaman vergilere zam yapılacak. 100 TL’lik benzin alırsanız 67 TL’sini vergi olarak ödeyeceksiniz. E işçiye, emekliye zam ne olacak? Üç lira, beş lira. Peki, Millet’in vekiline? Yüz lira, bin lira. Aslı açlıktan ölecek, vekili keyif sürecek. Dediler ki “Teğet geçecek”, yalanın bini bir para, ister inan ister inanma, ekonomi yerin dibine battı. Sorsan “Bizim çizgi doğrudur” diyorlar ama bu çizgi yamuk, bu çizgi yanlış, bu çizgi eğri görüyoruz… Onlar da görüyorlar…
“Demokrasi” diye bir yalan uydurmuşlar, ne olduğu belli değil ama kime göre olduğu belli. Askere, Türkiye’ye, Atatürk’e, Vatan’a, Millet’e vurunca, sövünce, hükümeti, ABD’yi, AB’yi, PKK’yı, Ermenileri, Rumları övünce, Türkiye’den başka herkesin hakkını savununca senden “Demokrat”ı yok. Türkiye’nin hakkını, işçinin, köylünün, emeklinin, mazlumun hakkını savunmaya kalkarsan, ABD’nin ve AB’nin çıkarlarına karşı durursan, dediklerini yapmasan, senden “Faşist”i yok. Hükümeti eleştirmeye kalk, sıkıyorsa bir gerçeği ortaya çıkar, dolandırıcılıkları, haksızlıkları deşifre et, yalanları meydana dök, bitersin. Mecliste dokunulmazlıkları kaldırmazlar, yargıya sürekli müdahale ederler, kendilerinden başkasına yaşam şansı tanımazlar, dolandırıcılara makam mevki verirler, kendi çocuklarını, yakınlarını paraya boğarlar, kendinden olanlar imkan tanır, kendinden olmayana nefes aldırmazlar. Sorsan “Bizim çizgi doğrudur” diyorlar ama bu çizgi yamuk, bu çizgi yanlış, bu çizgi eğri görüyoruz… Onlar da görüyorlar…
Sahte belgelerle, saçma bilgilerle; yalandan, dolandan ve iftiradan yarattıkları bir davayla, acımasızca ve vicdansızca, kendi çıkarları için hareket etmeyenleri susturdular. Ne net bir suç var, ne net bir suçlu. Önüne geleni alıyorlar. Ne bir bağlantı var, ne bir delil. Sadece yandaş medyalarıyla yarattıkları medya mahkemesi var. Her iş o medyada görülüyor. “Şunu infaz edeceksiniz” diyor birileri, onlar da infaz ediyorlar. “Şunu harcayacaksınız” diyor birileri, onlar da harcıyorlar. Ne insan hakları, ne evrensel hukuk kuralları, ne de gerçekler var. “Şunu hedef göstereceksiniz” diyor birileri, onlar da gösteriyorlar. Kendilerine ait bir yaşamları yok, onlar ancak birileri sayesinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Sorsan “Bizim çizgi doğrudur” diyorlar ama bu çizgi yamuk, bu çizgi yanlış, bu çizgi eğri görüyoruz… Onlar da görüyorlar
Çocukken misket oynardık. Çizgiler hep yamuk olurdu… Kimse sesini çıkaramazdı, o zamanlar çocuktuk…
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com









nedeeeeeeeeeeeen? neden böyle? çözüm yolu yokmuuuuuu? bıktık artık…