Eskiden çarşıdan aldığımız bira şişelerini konu komşu görmesin diye saklardık. Ayıp olmasın diye; şişeleri görüp de “Ana! Bak bu içki içiyor” demesin diye. Belki de alamayan vardır da görmesin diye. Şimdi devir değişti; hem içki şişelerini saklıyoruz hem de okuduğumuz gazete ve dergileri.
Okumak güzel şey ama okuduklarınızdan kimlik tespiti hiç güzel değil. Hem nasıl yapılabilir ki böyle bir şey? Eskiden de varmış okuduğunuz dergi ya da gazeteye göre kimlik tespiti. Taraf gazetesi alıp yolda yürüyorum; beni tanıyanlar bana “Vay anasını ne o değiştin mi?” diyorlar. ABD ajanı, dış güçlerin adamı oluyorum. Elimde Aydınlık dergisi olsa”Ergenekoncu” muamelesi yapan gözlerle muhatap oluyorum. Potansiyel “Terörist” sayılıyorum. Camiye gitsek şeriatçı, küpe taksak gay, arabesk dinlesek “kıro”, yabancı müzik dinlesek kültürü yozlaşan insan oluyoruz… Say say bitmez. En ilginç olanı ise bu tür yaftaların; dergi, kitap, müzik gibi kültürel yaşamımızı besleyen, ibadet, giyim tarzı gibi kendi dünyamızı yansıtan öğelerin birer suç unsuru gibi gözükmesi. Hani hiçbir şey belli etmeyelim diye çıplak dolaşsak, o zaman da “sapık” diye dayak yeriz. Kendimiz gibi olmaya hakkımız yok! Hep başkaları gibi olmalıyız. Hala var mı bilmiyorum; mesela Trabzon’da Fenerbahçe formasıyla dolaşamazsınız. Arabanızda Fenerbahçe bayrağı, hatta o takımın renklerinin olduğu en küçük bir eşya, mesela bir tespih bile olsa yandınız. Ya dayak yersiniz, ya arabanıza zarar verirler.
Aile içinde de durum pek farklı değil. Baba doktor olmanızı ister, anne mühendis, teyzenizse öğretmen olmanızı. Herkes kendi idealindeki mesleği ister; kendileri için sizin sahip olmanızı. Devlet bile zaman zaman kendiniz gibi olmanızı istemez, sizi terörist ilan eder. Bir ara “dinciler” tehdit olur, başka bir an “ulusalcılar”. Belirli bir düşünceye potansiyel terörist muamelesi yapılır. Tabi bazen de ki şu an olduğu gibi, teröristler baş tacı edilir. Nasıl ki zamanında belki de hala Kürt olmak potansiyel PKK’lı olmaksa, şimdide ulusalcı bir görüşte sahip olmak aynı derecede suç. Kişiye göre kimin devleti yıkacağı değişiyor. Dinciler, Kürtler, ulusalcılar…
Çıkar ilişkileri de bir başka konu. Sokakta size selam verenler gerçekten siz olduğunuz için mi size selam veriyorlar? Kimisi sizi Cuma günü camide gördüğü için selam veriyor, kimisi Aydınlık ya da Aksiyon okuduğunuz için, kimisi ise sizden borç isteyecektir ondan! Kim bilir… Sizi sadece siz olduğunuz için isteyen var mı? Eşiniz sizinle siz olduğunuz için mi evlendi yoksa iyi bir işiniz var diye mi? Sevdiğiniz kızın ailesi sırf işsizsiniz diye mi size kızlarını vermedi? Eğer güzel bir işiniz olsaydı belki de şimdi sevdiğiniz kızla evlenmiştiniz. Aslında iş geçici bir durum; evlenmeden önce çok iyi bir işiniz vardı diyelim, bir zaman sonra o işiniz yok olursa, beş parasız kalırsanız ne olacak düşünen yok.
Kendimizi başkalarının ideallerine, düşüncelerine ve yaşam tarzlarına kurban ediyoruz. Olmak istediğimizi değil, olmak zorunda olduğumuzu oluyoruz. Sahte, yalan, kandırmaca ve gerçek olmayan bir hayatı yaşıyoruz. Yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Biz nasıl ki başkalarını istediği gibi yaşıyorsak, başkalarını da biz kendimize göre yoğurmaya çalışıyoruz. Herkes bizim gibi olsun. Yaradan herkesi bir yaratmamış, herkesi birbirinin aynısı yaratmamış ama biz kul olarak herkesi aynı yapmaya çalışıyoruz. Ne kudret be!
Sınırları bilerek, herkesi sadece kendisi olduğu için sevmeliyiz. Herkes kendisi olsun. Başkası bize benzerse ne olacak? Doğaya aykırı bir kere. Hep gündüz olsa ya da sürekli gece. Hep yağmur yağsa ya da sürekli kar. Fişi bile prize takıyoruz; birisi diğerinden farklı. Öyle olmalı. Farklılıklar bizi hayata bağlamalı.
Siz hiç bir stadyumda maç izlediniz mi? Peki hiç dikkat ettiniz mi; hangi stadyum olursa olsun, binlerce insanın aynı anda bağırmalarıyla oluşan o ses hiçbir zaman hiçbir yerde değişmez. İstanbul’daki bir stadyumdaki 30 bin kişinin “Şampiyon Türkiye” diye bağırmasıyla oluşan ses tonu, İzmir’deki bir stadyumdaki 30 bin kişinin “Şampiyon Türkiye” demesiyle aynıdır. Tek tek herkesin ses tonu farklıdır ama tüm sesleri birleştirince tek bir ses tonu çıkar.
Farklıyız ama hepimiz biriz aslında. Yani zaten hepimiz biriz, bırakalım da farklılıklarla hayatlarımız zenginleşsin… Ben sana benzersem ne olur?
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com








