Aklımda iki söz var. Birincisi bir atasözümüz olan “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ve ikincisi de “Suçu görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır”. Bu ikinci olanı atalarımız mı söylemiş bilmiyorum. Aslında ilk söz için de “acaba?” sorusu var aklımda ama önemi yok. Önemli olan bu sözleri kullanıp kullanmadığımız. Kullanıyor muyuz? Evet…
Bu sözlerin ortak noktası üç maymundur; Görmedim, duymadım, konuşmam. İkisi de üç maymunu oynayanları harekete geçirmek, evrimleştirip insan olmalarını sağlamak için söylenmiştir. Mesela birinci söz olan “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” durumunda olanlar, yılanlarla yaşarlar ve yılanlara rüşvet olarak bin yıl vaat ederler. Gerçi yılan bu, vaatten falan anlar mı bilinmez ama sonuçta işin içinde bir rüşvet ve suskunluk var. Diğer söz olan “Suçu görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır” da temelinde üç maymunu işaret eder ama bu durumda olan insanlar herhangi bir vaatte bulunmazlar. Sonuç olarak iki söz de temelinde tepkisizliği vurgular ve tepkisiz insanı, yani suskun bireyi harekete geçirmek için kullanılır. Peki, atarımızdan bize kalan bu sözler bizim tepkisiz bir toplum olduğumuzu mu yoksa arada tepkisiz kalanların olduğu bir toplum olduğumuzu mu gösteriyor? Ya da bizler tepkisiz insanlar topluluğu muyuz? Aklıma başka sorular da geliyor aslında; toplum olarak tepkisizliğimiz nelerle sınırlı? Nelere tepki veriyoruz, nelere vermiyoruz? Toplu tepkiler mi veriyoruz yoksa bireysel tepkiler mi veriyoruz? Verdiğimiz tepkiler toplumsal olaylar için mi, yoksa şahsi çıkarlarımız için mi? Verilen bu tepkiler sosyal yapımızın gelişmesini sağlıyor mu? Veya vermediğimiz tepkiler bize neler kaybettiriyor? Soru ağacını daha da dallandırmak mümkün. Benim üzerinde durmak istediğim nokta, verdiğimiz tepkilerin şahsi çıkar ya da toplum için olup olmadığı.
Evlerde, sokakta ve kahvelerde en çok söylenenlerden birisi “Tepkisiz bir millet olduk” sözüdür. Acaba gerçekten öyle mi? Bence hem doğru hem yanlış; tepkisiz bir milletiz ama tepkisiz birey değiliz. Yani tepkilerimiz toplumun genelini ilgilendiren toplumsal olaylarla ilgili değil. Tam tersine, toplumun bize göre uygun olmayan yönleriyle ilgili. Yani verdiğimiz tepkiler tamamen şahsi çıkarlarımızla ilgili. Tepki çemberimizin çapı çok küçük. Sadece kendi dünyamızı kapsıyor. Elbette bu çemberin çapının bu kadar küçük olmasında çeşitli nedenler var. Aslında bizler tamamen sistemin istediği gibi bireyleriz. Tepkili ama sessiz, yırtıcı ama evcil, mücadeleci ama yılgın… Bizler aslında “toplum” değiliz. Henüz toplum olamadık, bizler şu an için sadece bireyiz. Belki tam olarak birey de olamadık ama genel görünüş itibariyle bizler toplumu zincirini oluşturamamış demir halkalarız. Tepkilerimiz de bu bireysellik içinde. Siyasi düşüncemiz, inanışımız, ekonomik ve eğitim durumumuz verdiğimiz tepkilerde ana etken oluyor. Toplumun tamamına göre değil, kendi durumumuza göre tepki gösteriyoruz.
Mesela güncel olan bir olaya bakalım. Türkiye’de internet siteleri engelleniyor. Bu engellemeye, özellikle de internet ortamında çeşitli tepkiler oluşuyor. Ama bu tepkiyi gösteren insanların internetteki günlük durumlarına bakarsanız, aslında bu insanların devlet tarafından yapılan sansürden daha çok sansürcü olduğunu görüyorsunuz. İnternetteki her birey, başka bir bireyin yazdığı, paylaştığı bilgiyi kendisine uygun olmadığını düşündüğü için eleştiriyor, engelliyor ve hatta kavga ediyor. Özgürlükler ve demokrasi konusunda da durum aynı. Gazeteciler mesela. Bir medya organına yapılan cezayı “basın özgürlüğü” bağlamında eleştirirken, internette yapılan özgürlük kısıtlamasına ses çıkartmıyorlar. Bazı gazeteciler özgürlükleri ve hakları savunurken, mensup olduğu yayın organının kapısında hak ve özgürlüğünü arayan meslektaşlarını köşelerinde yazmıyorlar. Hiç bahsetmiyorlar bile. Yine bazı gazeteciler “Kendisinden başkasının düşünmesine tahammülü olmayanlar var” düşüncesine “Onlar beş para etmeyenlerdir” diyor ama kendisinin de o farklı düşüncelere tahammülü olmadığını söyleyemiyor. Türbanlı bir öğrenci okula giremediği için özgürlük ararken, içki içen bir başka kişiye tahammül gösteremiyor. Aynı şekilde; özgürlük diye ortalığı inletenler, inancına göre yaşamak isteyenlere tahammül göstermiyor. İnsan hakları diye ortalığı inletenler, eşcinsellerin ve travestilerin haklarına gelince “insan” demekten çekiniyor. Engelliler söz konusu bile olmuyor bu karmaşada. Yani, uzun lafın kısası; biz tepkiliyiz ama tepkilerimiz tamamen şahsi çıkarlarımızla ilgili. İstiyoruz ki yılanlar bize dokunmasın, eğer dokunacak gibiyse elimizde ne kadar ömür varsa hemen yılanlara bağışlayalım. Görmüyoruz, duymuyoruz, konuşmuyoruz ve sesimiz ve gözümüz ve dilimiz sadece kendimize çalışıyor. İstiyoruz ki “Ben” olalım… Aslında biz hiçbir zaman “BİZ” olmak istemiyoruz.
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com








