Çocukken söylediğimiz ya da bize söylettirilen bir şarkının sözlerinden birisiydi. Belki doğruyu anlatmaya çalışan, fazlalık veya eksikliğin tam insan olunamayacağını vurgulayan bir şarkı sözü. Tabi olaya olumlu yönden bakarsak üç kulağı olan bir adam olamazdı. Doğrusu iki kulaklıydı. Çünkü dünyaca kabul edilen, doğanın kanununa göre tek doğru vardı. Şimdilerde şaşırmıyoruz hiç üç kulaklı adamlara. Görsek de, yanlış olduğunu bilsek de sesimizi çıkarmıyoruz. Belki doğrular sadece çocukken doğruydu ve çocukların doğruları asla kabul görmedi büyükler arasında. Büyükler anlayamadı çocukları. Aslında hepsi birer çocuktular…
Dört yaşlarında bir kız çocuğu, bir çocuk, bizim çocuğumuz, gitmediğimiz, görmediğimiz ve hani bizim olan o köydeki çocuğumuz feci şekilde can verdi. Kimisi havan mermisi dedi, kimsi mayın dedi. Nedeni ne olursa olsun bir çocuk, bizim çocuğumuz, gitmediğimiz, görmediğimiz ve hani bizim olan o köydeki çocuğumuz parçalanarak öldü. Olayı gündeme taşıyan Taraf gazetesinden Ahmet Altan oldu. Birkaç kişi dışında medyada pek ses çıkmadı bu ölüme. Ahmet Altan bu sessizliğe dayanamadı ve sordu “Susacak mısınız?”… Kızdı, bu ölüme, bu sessizliğe kızdı. Ve haklıydı. Ama bu suskunluğun nedeninde kendi payı olduğunu da bilmeli. Kendi gazetesinin ve kendisinin… Haklı olarak “…Roketi atan asker olunca sizin o muhalif dilleriniz tutuluveriyor…” diye kızıyor Altan. Ama bunun nedeninde kendisin de payı olduğunu görmüyor. Çünkü bu “taraf”lılık getirdi bizi bu hale. Hatırlarsanız Kuddisi Okkır ölüm döşeğindeyken, içeride can çekişirken ve öldüğünde de susmuştunuz Sayın Altan. Sonra Güler Zere için harekete geçtiğinizde, Güler Zere Ergenekon sanığı olmadığı için harekete geçtiğinizde şunları yazmıştınız;
“…Bakın Sayın Cumhurbaşkanı, izninizle size bir şey söyleyeyim, bu gazetenin en büyük vicdan azabı nedir biliyor musunuz?
Ergenekon sanığı Okkır’a yeterince sahip çıkamamış, onun serbest bırakılması için gerekli çabayı gösterememiş olmaktır.
Onun o son anlarında hastane yatağındaki küçülmüş bedenine, karanlık iki kuyu gibi bakan gözlerine “son bir huzur” bağışlanması için harekete geçmekte geç kaldık.
Bir daha böyle bir hata yapmamak için o “son resmi” büyütüp yazı işlerinin duvarına asmayı bile düşündük.
Bu ağır bir yük Sayın Gül… ”
İşte sizin geç kalmışlığınızın nedeni neyse, şimdiki suskunluğun da nedeni o… Çünkü biz unuttuk Sayın Altan; insan olmayı unuttuk. Artık hepimiz “taraf”ız. İdeolojilerimizin, siyasi emellerimizin ve çıkarlarımızın tarafıyız. İçeride ölümle pençeleşenler, bir insanlık ayıbıyla yüz yüze olanlar bizim taraftan değilse suskunuz. Dağ başında parçalanarak ölen çocuklar bizim taraftan değilse suskunuz. Nede olsa bir “Kürt” kızı o, susalım… Ne de olsa “dinci” o susalım… Nede olsa “ulusalcı” o susalım… Bizim cemaatten, bizim partiden, bizim gazeteden olmayanlar onlar, hadi susalım… Bizden değiller nede olsa, susalım… Bir savaşın tarafları olduk artık biz. Kendi insanımızla, kendi toprağımızla yani kendimizle yaptığımız bir savaşın. Masumların öldüğü, mazlumların ezildiği, güçsüzlerin ölüme terk edildiği ve herkesin sustuğu bir yerdeyiz. Bu yere geldiysek hep birlikte geldik. Bu suskunlukta herkesin payı var…
Ceylan’ın ölümüne sessiz kalmadığınız ve susmadığınız için size minnettarım. Çünkü biliyorum ki bir gün ben, benim kızım ya da başka bir yerlerde bir masum, bir güçsüz, bir mazlum aynı sonla karşılaştığında biliyorum ki siz yine susmayacaksınız…
Ceylan, sana yardım edemediğim, sesini duyamadığım, sesimi çıkaramadığım için çok utanıyorum. İnsan olamadığım için utanıyorum. Yarın bir gün, hiçbir şey olmamış gibi kızıma sarılacağım için utanıyorum… Bana senin gözlerinle baktığında içinde bulunacağım çaresizliğimden utanıyorum… Beni affet…
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com








