Aslında nasıl/nereden başlayacağımı bilmiyorum. Aslında “Aslında nasıl/nereden başlayacağımı bilmiyorum” cümlesi, yazıya nasıl/nereden başlayacağını bilmeyen bir yazar için çok iyi bir kurtarıcıdır. Yani sorunun cevabı ya da sorunun çözümü kendi içindedir. Okuyucu için bir aldatmacadır bu cümle. Fakat yazar için sadece zaman kazanmaktan ibarettir. Diyeceksiniz ki “Yazı bu, yazı da ne gibi bir zaman kazanma olabilir ki?” Evet, yazı bu ve yazar da zaten kendini kandırıyor. Yani herhangi bir zaman kazanma yok normalde. Yazar sadece yazıya giriş için zihnindeki kapıdan çıkacak kelimeleri sıraya koyuyor. Zihindeki kapı yazının ilk cümlesidir ve o kapı açıldığında zihinde bekleyen kelimeler bir bir dışarıya çıkmaya başlarlar. Baksanız ya bana; kapıyı bir açtım kelimeler nasıl da boşaldılar…
Yazı da kullanılan “Aslında nasıl/nereden başlayacağımı bilmiyorum” cümlesi yazı için çok gereksizdir. Nereden ve nasıl başlayacağını bilmiyor ama sonra başlayacağın yeri buluyorsan “Nasıl/nereden başlayacağımı bilmiyorum” diye yazmayacaksın. Çünkü artık yazını yazmış ve konuyu detaylı bir şekilde ele almışsındır. Bu saatten sonra zaman kazanmaya çalıştığın ilk cümle geçerliliğini kaybetmiştir. O yazıdaki o cümle okuyucuyu aldatmaktan başka bir şey değildir. Şimdi, Türkiye’de yaşananları yazar-okur ilişkisiyle ele alalım. Hükümet, Ordu, cemaat, yargı ve medya yazar olsunlar, bizler yani vatandaşlar da okuyucu olalım. Yazarların yazacağı konu ise “İrticayla Mücadele Eylem Planı” olsun. Yazarlar belli, konu belli okuyucular belli. Bakalım neler olacak…
Efendim, bu “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ilk olarak herkesin bildiği gibi Taraf gazetesinde yayınlanmadı. Tabi tamamen belgenin aslı değil ama bu belgeyle ilgili bilgiler ilk kez Fethullah Gülen’in internet sitesinde yayınlandı. Yaşanan olaylara şöyle bir göz atalım. Önce Taraf gazetesinin 12 Haziran 2009 tarihli sayısının konumuzla ilgili olan manşetine bakalım;
FETHULLAHÇILAR’DA SİLAH YAKALANMASI SAĞLANACAK
Planın “Faaliyet” bölümü: Işık Evleri’nde silah ve mühimmat bulunması sağlanarak Gülen cemaati “silahlı terör örgütü” ilan edilecek”
“FSTÖ” OLARAK YARGILANACAKLAR
Ordu, “Gülen cemaatinin, Işık Evleri baskınlarında bulunması sağlanacak silah ve mühimmat sayesinde, Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü olarak yargılanmasını” hedefliyor.
TASFİYE VE KARALAMA FAALİYETİ
Planda, Gülen cemaatinin PKK ile işbirliği yaptığı; CIA, MOSSAD gibi kuruluşlarla ilişkide olduğu ve Ergenekon Davası’nı yönettiği izlenimini yaratma amaçlı eylemler var
Taraf gazetesi – 12 Haziran 2009”
Şimdi Taraf gazetesinin haberinden 2 ay öncesine gidelim ve Fethullah Gülen’in internet sitesinde yayınlanan bir habere bakalım;
Hocaefendi’den Çok Ciddi Bir İkaz!
Fethullah Gülen’den çok ciddi bir uyarı: “Dün olduğu gibi bundan sonra da, dışarıdan da beslenen bazı şer şebekeleri samimi müminleri terörist gibi göstererek yeni bir irtica yaygarası koparabilirler…
İkazını, “Yarın Tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanların, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler.
Fgulen.com – 13 Nisan 2009”
Henüz Taraf gazetesinin haberi yok, Ordu’nun, Hükümet’in ve İstihbarat’ın haberi yok ama ilgi belgede hedef olan cemaatin ve liderinin haberi var. Bu gerçekten çok ilginç! Neyse…
Fethullah Gülen’in internet sitesinde yayınlanan haberden iki ay sonra, haberde konu olan eylem planı Taraf gazetesinde yayınlandı. Bu belge “ordu tarafından hazırlanan” bir planı gösteriyordu. Doğal olarak ortalık ayağa kalktı. Çünkü bir Ordu’nun kendi vatandaşlarına karşı bu şekilde bir plan hazırlaması yenilir yutulur değildi ki belge gerçekse zaten yenilmemesi ve yutulmaması gerekiyordu. İlgili belgede Hükümet de hedefte olduğu için Başbakan Erdoğan bir açıklama yaptı;
Eğer bu iddialar gerçek dışıysa, devletin kurumlarını karşı karşıya getirmek, yıpratmak, bir tahrik ortamı oluşturmak gibi niyetler taşıyorsa, bu vahimdir. Eğer iddialar doğruysa, mesele daha vahimdir.
Akşam gazetesi – 17 Haziran 2009”
Olayın taraflarından birisi olan Genel Kurmay Başkanlığı da ilgili belge hakkında bir açıklama yaptı. İlgili açıklamanın 3. ve 4. maddeleri şöyleydi;
3. Türk Silahlı Kuvvetleri, hukuk devleti ilkelerine, hukukun üstünlüğüne bağlıdır ve bu konulara ilişkin en ufak bir çekincesi de bulunmamaktadır. Ayrıca, bugüne kadar bağımsız Askeri Yargı tarafından uygulanan hukuki süreçler de ortadadır.
4. Türk Silahlı Kuvvetleri, daha önce de ifade edildiği üzere, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan davranış ve düşüncelere sahip bulunan personelini bünyesinde barındıramaz.
Genel Kurmay Başkanlığı – 15 Haziran 2009”
Bu belge olayının üç tarafı var 1) AKP 2) Fethullah Gülen ve cemaati 3) TSK. Tarafardan ikisi hedef birisi ise hedeflere nişan alandır. Belgenin Taraf gazetesinde yayınlanmasından sonra hedefteki kurumlardan AKP bir açıklama yaptı ve suç duyurusunda bulundu. Nişancı TSK da açıklama yaptı. Fakat belgenin hedefinde olan cemaatten herhangi bir suç duyurusu gelmedi! Gelmeyebilir elbette ama kendisine haksızlık yapılan, iftira edilen bir kurum ya da kişi neden hakkını yasal yollarla aramıyor merak ettim sadece. Üstelik bu kadar “kalleşçe” bir plan sonrasında!
Belge gündeme düşünce tüm “yandaş” medya ortalığı ayağa kaldırdı. Belge ve içinde yazılanlar “kesin” doğruymuşçasına ve sanki yargı yokmuşçasına yayın yaptılar. Bu yayına cemaatin gazetesi de katıldı. Evet, bu da olabilir; doğru ya da yanlış olduğu “kesin” olarak bilinmese bile bu tip “kalleş” bir plan için herkes ayağa kalkmalı. Belgeyle ilgili sadece medya ve belgede hedef olanlar değil, TSK da ayağa kalktı ve Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ “Gereğini yaparım” dedi.
Belge olayı Türkiye gündemini oldukça meşgul etti. Binlerce şey yazıldı çizildi. Hem askeri hem sivil yargı soruşturmasını yaptı ve ilgili belge için “kağıt parçası” sonucuna varıldı. Çünkü belge bir fotokopiydi ve geçersizdi. Aradan nerdeyse 5 ay geçti ve bu kez belgenin “orijinali” belgeyi “hazırlayan cunta içerisindeki” bir subay tarafından Ergenekon savcılarına ulaştırıldı. Ortalık tekrar ayağa kalktı. Kalksın tabi ki…
Efendim, yazımın başında anlatmaya çalıştım. Şimdi bu belge olayını yazar ve okur ilişkisiyle düşünelim. Yazarlar; AKP, Fethullah Gülen cemaati, TSK, yargı ve medya. Okurlar bizleriz. Yazının konusu da “İrticayla Mücadele Eylem Planı”. Bu belge çok önemli… Belge gerçekse, Türkiye demokrasisine, Türk halkına yapılan büyük bir hainliktir ve cezası en ağır şekilde verilmelidir. Eğer belge gerçek değilse, bu belgeyi hazırlayanlar vatan hainidir ve belgeyi hazırlayanların en ağır biçimde cezalandırılması gerekir. Bu belge çok önemlidir. O kadar önemlidir ki, eğer belge gerçekse; AKP Hükümeti’nin TSK’yı, değilse TSK’nın bu belgeyi hazırlayanları yerden yere vurması, anasından doğduğuna pişman etmesi, emdiği sütü burnundan getirmesi gerekiyor. Elbette yasal yolardan ve hukuk ile. Normal olanı budur. Dedim ya yazar- okur ilişkisi olarak bakalım diye; görüyorum ki, hem hedefte olanlar, hem arada kalanlar, hem de hedefe koyanlar yazacakları yazıya bir türlü giremiyorlar. Yazıyı yazacak olan yazarların ağzında “Aslında nasıl/nereden başlayacağımı bilmiyorum” cümlesi dolaşıp duruyor. Okur sürekli oyalanıyor. Konu belli, yazılacak belli ama bir türlü yazıya giriş yapılamıyor ya da yapılmıyor! Sanki olayın tüm kahramanları ortak hareket ediyorlar! Bu yazıya “Aslında nasıl/nereden başlayacağımı bilmiyorum” diyerek başlıyorlar ve okuyucuyu oyalıyorlar. Sanki başka bir yazı yazacaklar ve asıl yazacakları yazıyı hazırlamak için zaman kazanıyorlar. Sanki herkes işin içinde, herkes anlaşmalı ve amaç sadece OYALAMAK… Eğer böyle bir oyalama varsa ne için oyalandığımızı zaman içinde göreceğiz.
Eğer bu kadar yaşanandan sonra tüm bu yaşananlar ört bas edilirse, olayların üstü örtülürse, kopartılan fırtınaya değecek bir sonuç elde edilmezse; o zaman bir vatandaş olarak “Herkes işin içindeymiş” diyecek ve kandırıldığımı, tüm kurumlar tarafından ihanete uğradığımı düşüneceğim.
Sevgili yazarlarımız; konu belli, yazı belli, yazılması gerekenler belli, ne olur artık şu yazıyı yazın ve bitsin! Okuyucuyu oyalamaktan ve kandırmaktan vazgeçin.
Onur ALMIŞLAR – Medyaalternatif.com
Herkes İşin İçindeyse?








